Kefalet ve Garanti Sözleşmelerinin her ikisi de şahsi teminat sözleşmeleri olmakla birlikte; aslîlik-fer’ ilik ilişkisi, def’i ve itirazları ileri sürebilme koşulları ve halefiyet hükümleri bakımından ayırt edici temel farklar içermektedirler.
Kefalette, kefilin borcu, yan (fer’ i) nitelikte bir borçtur ve aslî borç ile genetik(doğuşsal) ve fonksiyonel (işlevsel) bağımlılık içindedir. Bu bağlamda; asıl sözleşmenin hükümsüz olması durumunda, kefalet sözleşmesinden doğan borç da ortadan kalkmaktadır. Aynı zamanda, kefalet alacağı (borcu), asıl alacak (borç) miktarıyla sınırlıdır ve kefalet borcunun, fer’i borç niteliğinden kısmen dahi feragat mümkün değildir. Böyle bir feragat hâlinde kefalet değil, garanti sözleşmesi veya müteselsil borç söz konusu olacaktır. Garanti sözleşmesindeki borç ise; kefalet sözleşmesindeki borçtan farklı olarak, aslî nitelikte olmakla birlikte; temel ilişkideki asıl borcun meydana gelmesine, mevcut olmasına, varlığını sürdürmesine, dava edilebilir olmasına bağlı değildir.[1]Bir diğer farklılık; teminat verenin asıl borçluya ait def’ileri ileri sürmesi hususundadır. Kefalet sözleşmesinde asıl borçlu alacaklıya karşı hangi def’ilere sahipse, kefil de bunlara sahiptir ve alacaklı kefil aleyhine açtığı davada asıl alacağı da ispatla yükümlü kılınmıştır.[2] Özetle, kefalet sözleşmesi uyarınca kefil, asıl borçluya ilişkin def’i ve itirazları alacaklıya karşı ileri sürebiliyor iken; garanti veren asıl borçluya ilişkin def’i ve itirazları alacaklıya karşı ileri sürememektedir. Kefalet sözleşmesi ve garanti sözleşmesi arasındaki değinmemiz gereken en son fark ise; halefiyet hükümleri çerçevesinde kefilin, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde alacaklının haklarına halef olmasının yanında; garanti sözleşmelerinde böyle bir halefiyet ilişkisinden ve rücu hakkından bahsedilememesidir. Garanti veren, asıl borçtan bağımsız olarak, garanti edilen riskin gerçekleşmesi halinde kendi borcunu ödemektedir.[3]